Oyunun Hikayesi / Birkaç İpucu

'Age of Conan' forumunda İntifada tarafından 7 Ocak 2014 tarihinde açılan konu

  1. İntifada
    Offline

    İntifada Uzman Üye Uzman Üye Bursaspor

    Konular:
    1,548
    1,868
    3
    0
    BURSA
    5 Ocak 2014
    Şunu bilin ki prensim kabaran okyanuslar, Atlantis'in görkemleri şehirlerini yutmasıyla o güne kadar görülmemiş bir çağ başlamıştı. Aryas'ın oğullarının doğduğu bu çağda, yeryüzündeki imparatorluklar, gökteki yıldızlar kadar, belirgin, ancak dağınıktı. İşte bu çağda, Kimmeryalı Conan geldi. Bu elinden kılıcını hiç bırakmayan, kara saçlı, şahin gözlü yiğit, bütün imparatorlukları, sandallı ayağı altında ezmek istiyordu...

    Bir Nemedya Efsanesi

    Conan'a ait her macera, bu şiirle başlar. Karakterin yaratıcısı Rober E. Howard'a göre, onun hikayesini en iyi özetleyen cümlelerden biriydi bu. Bu barbar, hırsız ve kiralık savaşçının hikayeleri Hiberya'da dilden dile dolaşır. Bomboş bir hayat yaşayan gençler, Conan'ın hikayelerini duydukça, ilham alır, hayata karşı ümitleri artardı. Robert E. Howard'ın yarattığı bu tarih öncesi dünya, bugün bile ilgimizi çekiyor. 1932'de yazılan Conan'ın popülaritesi hiçbir zaman eksilmedi. Tersine, yazarından bile uzun ömürlü şekilde, sürekli kendine yeni hayranlar ve farklı anlatım şekilleri buldu. Funcom tarafından geliştirilen Age of Conan oyunu sayesinde, 76 yıldan beri insanların hayallerini süsleyen bir şey gerçek oldu. Artık tarih öncesi, çağlarda geçen Conan’ın vahşi dünyasında özgürce dolaşmak mümkün. Bu özel tanıtım yazısını üç parçaya ayırdım. Özellikle, karakteri yeni tanıyanlar için çok yardımcı olacak. Çizgi roman ya da filmden aşina olanlar için ise, Conan’ı daha yakından tanıyabilecekler. İlk önce, karakterin yaratıcısı Rober E. Howard'ın hayatını anlatacağım. Howard'ın düşünceleri ve hayatını öğrendikten sonra Conan daha da anlamlı hale gelecek. Daha sonra ise, oyunun geçtiği tarihe yani Conan’ın krallığna kadar, karakterin başından geçenleri özetleyeceğim. Sanırım üçüncü kısım ise, herkesin en çok merak ettiği yer. Age of Conan’ın tanıtımı burada yer alacak...


    Modern çağların, ilkel yazarı

    Robert E. Howard 22 Ocak 1906'da Teksas'da doğdu. Tüberküloz hastası anne ve Doktor bir babanın çocuğuydu. Babasının mesleği nedeniyle, genç yaşında birçok şehri ve eyaleti dolaştı. Tüm bu şehirleri dolaşırken, oranın kendine has hikayelerini dinlemekten zevk alıyordu. Hayalet öyküleri, kölelerin yaşamı, kızıl derililerin savaşları. Amerikan İç Savaşı ve onun kanlı hikayeleri, Robert'ın hoşuna gidiyordu. Bu hikayeler sayesinde tarihe olan merakı artmaya başladı. Okumayı öğrendikten sonra, tarihi figürleri ve özellikle ilkel çağları incelemeyi başladı. Bu sıralarda, annesi ona şiir sanatını öğretti. Genç Robert 15 yaşındayken iş hayatına atıldı. Para kazanmak için, kartpostal sattı, gazetecilik ve avukat katipliği yaptı. 18 yaşına geldiğinde ise, yavaş yavaş aklındaki bu bilgileri harmanlayıp, kendi dünyasını içeren yazılar yayınlamaya başladı. Wierd Tales adlı dergiye, ilk olarak, elinden kılıcını hiç bırakmayan, acımasız ve savaşçı barbarların hikayelerini yolladı. Tarihe hobi olarak devam ederken, dikkatine, kovboylara has silahlı, düellolar ve dövüş sanatları çekmeye başladı. Buna, büyücülük, iyilik ve kötülüğün amansız savaşı gibi unsurlar da, eklenince, hikayeleri de bu yöne kaymaya başladı. Ancak hayatının bu döneminde, istediği başarıyı bir türlü yakalayamadı…
    İlerleyen yıllarda ise, fiziki dövüş becerisinin çok önemli olduğunu düşünmeye başladı. Bu yüzden bu tarz sporları inceledi. Özellikle boks büyük ilgisini çekti. Geçici süre barmen olarak çalıştığı bu dönemde, insanların para kazanmak için dövüştüğü yarı bar, yarı dövüş salonu mekanları tanıdı. Merakı ilgiye dönünce, kendi de boks yapmaya başladı. Pek parlak bir boksör olmasa da, teke tek dövüşün cazibesi hoşuna gitti. 20'li yaşlarının ortasında ise, kendi fantezi dünyasını iyice geliştirmeye başladı. Atlantis'in barbar kralı Kull'la ilgili şiirler ve kısa hikayeler yazdı. Daha sonra ise genç Barbar Conan’ın hikayelerini yarattı. Conan onun kısacık hayatında, tecrübe ettiği her şeydi. Bu dünyada barbarlar, farklı kültürlere sahip komşu ülkeler, dev yaratıklar, iyiler ve kötüler vardı. Conan hayata kalmak için, her zaman teke tek dövüşe girerdi. Conan hikayeleri yayınlanmaya başladığından itibaren büyük ilgi gördü. Robert Howard’ın Conan hikayeleri, Tolkien'in Yüzüklerin Efendisi'nin sokaktan gelme rakibi olarak anılır. Tolkien hikayelerini yazarken, her ne kadar akademik araştırmalardan ve efsanelerden etkilendiyse, Howard ise sokaktaki insanların, yaşamlarından ve onların yarattığı hikayelerden etkilenmiştir...

    [​IMG]

    Bu başarılı dönemlerinde bile Robert, nedensiz bir bunalımın içindeydi. Kendini düşlediği hayatın uzağında hissediyor, başarılı olup olmadığı konusunda ciddi kuşkular duyuyordu. Conan’ın krallığa doğru giden hikayeleri yayınlanırken, Howard’da başarısız intihar girişimlerinde bulundu. Hikayeleri sayesinde, Teksas’ın en zengin ve ünlülerinden biri olmuştu. Ancak 11 Haziran 1936'da annesinin ölümü sonucu bunalıma girdi. Yazı makinesinin önüne geçti, "Her şey olup bitti. Ölülerin yanacağı odunlar, üzerine yatırın beni. Ziyafet sona erdi, söndürün kandilleri". Son şiirini de yazdıktan sonra, 30 yaşında intihar etti. Trajik ölümü, Amerika’daki hayranları kadar, edebiyat çevresini de sarsmıştı. Son hikayesi ise, trajikomik bir şekilde ölümünden kısa süre önce, Wierd Tales dergisinde yayınlandı. Robert Howard, gerçekten yaşamak istediği hayatı, Conan hikayelerinde anlatmıştı. Genç yaşında ölmesine rağmen, bu hayat kendisi gibi olanları büyüledi ve adı hep ölümsüz kaldı. Yıllar içerisinde, hikaye hep canlı tutuldu. Çizgi romanlar ve filmlere konu oldu...

    Conan’ın yaşadığı dönem ve Hiberya çağının ne zaman olduğu tam olarak bilinmez. Ancak yazar, Atlantis batışıyla, Antik devletlerin kurulması arasında geçen zamanda olduğunu söyler. Bu da bilinen tarihin öncesidir. Conan’ın macerası, doğumuyla birlikte başlar. Kimmeryalı bir demircinin oğlu olan Conan, Vanaheim’lerle yapılan bir savaş sırasında doğar. Kimmeryalılar, savaş alanında doğan çocukların kaderinde kral olmak olduğuna inanırlar. Conan’ın daha doğuştan kaderi çizilmiştir.

    Kimmerya kuzeyin karlı dağlarında kurulmuştur. Buradaki yaşa çok zordur. Kimmeryalı olarak doğan çocuk, her zaman güçlü olmalıdır çünkü, hem doğa, hem vahşi hayvanla hem de komşu kabileler onların düşmanıdır. Kimmeryalı’lar Crom’a taparlar. Crom dağında yalnız yaşayan savaşçı bir tanrıdır. Kullarının kendisine yalvarmasını istemez. Onlara her zaman güçlü olmaları öğüdünü verir. Crom ancak, kulları yeterince güçlü olursa ve savaş alanında büyük, başarılar kazanırsa, daha büyük zaferler için yardım eder. Kimmeryalı’lar bu ortam içinde en büyük savaşçılar olarak yetişirdi. Conan ‘Savaşta Doğan’ olarak anıldığı için hiçbir zaman çocukluğunu yaşayamadı. Arkadaşları onu kıskanır ve yanlarını almazlardı. Bu yüzden o da büyüklerin yanına gider ve onların savaş öykülerini dinlerdi. Özellikle, tüm dünyayı dolaşan dedesi ona farklı kültürleri ve bir barbarın hayal bile edemeyeceği medeniyetlerden bahsetti. Bir Kimmeryalı için hayat, doğmak, çalışmak ve ölmeye değer bir savaşta can vermekten ibaretti. Neredeyse hiç kimse, köyünden ayrılmazdı. Genç Conan ise daha 15 yaşındayken yetişkinliğe ulaşmıştı. 1.95 boyunda ve 85 kilo ağırlandıydı. Vanaheim savaşına katıldı ve burada büyük kahramanlıklar gösterdi. En yeteneklilerin bile öldüğü bir savaşta o hayata kalmıştı. Böylece Conan tıpkı, yazarı gibi hayata atılmış oldu. 17 yaşına geldiğinde ise kahramanlıkları köyüne yetmez oldu. Bir yandan kıskanılıyor bir yandan da saygı duyuluyordu. Conan hep merak ettiği Hiborya dünyasını görmek için yola çıktı. Tıpkı Robert E. Howard gibi, farklı kültürler görecek, insanları hayrete düşüren ve kanını donduran hikayeler dinleyecekti. Bazen ise bu korkunç yaratıklarla karşılaşacak, hatta onları öldürecekti.

    [​IMG]

    Conan çok merak etitği medeniyete ulaşmaya çalışırken, Vanehiem’le savaşan Aesir çetelerine katıldı. Bu ufak savaşlar sırasında, Kimmerya’lıların pek hoşlanmadığı ve hayvan gibi gibi gördükleri Aesir’lerin de aslında kendilerine benzediğini öğrendi. Yıllar boyunca, her macerada ve tecrübe ettiği olayda, kendine has bir felsefe geliştirdi. En önemlisi her zaman kazanılamayacağını öğrendi. Yenilgi kesinse, kaçmak ve yeterince güçlenince intikam almak en iyisiydi. İnsanları köle haline getiren Maymun adamlara karşı, düzenlenen isyana liderlik yaptı. Daha sonra ise Vanirli köle tüccarlarının eline düştü. Hayata kalmak için ölüm çukurlarında dövüşen gladyatörlerden birisi oldu. Buradan kurtulduktan sonra ise yolculuğuna devam etti. 18 yaşına geldiğinde ise ilk medeniyeti gördü. Buradan başta çok etkilendi. Hayata kalmak için hırsızlık yapmaya başladı. Ünlü Fil Kulesi macerasında, hırsızlık tutkusu başına ilk belasını açtı. Fil şeklindeki bilge bir ırktan geriye kalan, son kişiye de yardım ettikten sonra yolculuğuna devam etti. Zamanla medeniyet onun için, sadece ikiyüzlüler ve zayıf insanların yuvası olacaktı. Her daim yabana kaçmaya gayret etti. Ancak medeniyeti de sürekli sevdi. Hırsızlık yaparken, iskeletlerle ve güçlü büyücülerle karşılaştı. Kadınlara ve içkiye olan tutkusu, çoğu zaman kazandığı paraların, çalınmasına neden oldu. Hiborya’nın acımasız şehirlerinde, bazen Conan bile kendi parasını koruyamıyordu.

    Daha sonra ise, Hirkanya savaşlarına kiralık kılıç olarak katıldı. Artık biraz daha büyümüş olan Conan, kendisi gibi bir başka ünlü karakterle Kızıl Sonja ile karşılaştı. Kızıl Sonja, ancak kendini yenecek bir erkekle, sevgili olacağına dair yemin etmişti. Conan’da bunu başaran tek erkekti. Kahramanlıkları sayesinde, Turan kralının dikkatini çekti. Bir süre onun korumalığını yaptı. Buradan da sıkılınca, dünyayı tekrar dolaşmak için, Türk’lerden esinlenip yaratılan Turan’lardan da ayrıldı. Conan dış dünyadan sıkıldıkça, Kimmerya’ya geri dönerdi. Buradaki yaşam onu sıkmaya başlayınca ise yolculuklarına devam ediyordu. Güneye gidip, kılıç sanatını öğrendi. Başı yasalarla derde girince ise, bir süre için kendini denizlere attı. Korsanlar Kraliçesi Belit’i etkileyen Conan onun sevgilisi ve en iyi savaşçısı oldu. Sayısız deniz savaşına katıldı. Bu maceraları sayesinde, Amra yani aslan olarak ün saldı. Belit’in ölümüyle birlikte, korsanlar arasındaki macerası da sona erdi. Tekrar dünyayı dolaşırken, kiralık asker olarak birçok savaşa katıldı.

    Peşi sıra yaşadığı maceralar boyunca, zaferler kadar, yengililerde gördü. Düşmana tutsak düştü. Ölmesi için çarmığa gerildi. Ancak her seferinde kendini bekleyen kaderi sayesinde kurtuldu. En sonunda, Akilonya ordusuna katıldı. Buradaki başarıları sayesinde general oldu. Kendisini uzaktan izleyen, Akilonya’nın deli Kralı Numedises’in dikkatini çekti. Conan’dan korkan ve kıskanan kral, onu ortadan kaldırmak için bir plan yaptı. Conan’a ilaçlı şarap verdi ve onu idam edilmek üzere Demir Kule’ye hapsetti. Kraldan rahatsız olan, ülkenin ileri gelenleri Conan’ın zindandan kaçmasını sağladı. Daha sonra ise, krala karşı yapılacak bir isyanın lideri olması için Conan’ı ikna ettiler. Savaş alanında Conan Numedises’i öldürdü ve en sonunda kaderini gerçekleştirip, Akilonya kralı olmayı hak etti…

    Conan çağı başladı...

    Funcom’un Age of Conan: Hyborian Age ile ilgili bir çok vaat vermişti. Özellikle dövüş sistemi konusunda firma kendinden çok emin. Senaryo olarak ise tüm Conan hikayelerini gözden geçirip, çizgi romanlarda incelenmiş. Sonucunda iki taraf için de uygun bir hikaye bulunmuş. Age of Conan piyasaya normal ve Koleksiyon Versiyonu (Collector Edition) olarak sunuldu. Kısaca Collector Edition, özellikle Conan fanatikleri için doyurucu bir içerik sunuyor. Kutusu bavul denilebilecek büyüklükte. Üzerinde hologramla resmedilmiş bir aslan arması, yani Kral Conan’ın simgesi var. Kutu bir kitap ya da taş kaideye benzetilmeye çalışılmış. Kısacası ikisine de benziyor. Açılınca, ilk önce solda Kral Conan’ın tahtında oturmuş görkemli bir resmi karşılıyor bizleri. Sağ tarafta ise, Conan’ın medeniyet ve barbarlıkla ilgili söylediği felsefi sözleri var. İçerik olarak, suni deri üzerine yapılmış, Hiborya haritası, oyundaki hemen her şey hakkında kısa bilgiler ve detaylı resimler içeren Consept Art book ve dört DVD’den oluşan set var.

    [​IMG]

    Bu dört DVD’in ikisi, oyunun kurulumu için gerekli. Üçüncü DVD ise Bonus Disk. İçerik olarak gayer doyurucu, oyunun yapım belgeselli, yapımcıların röportajları. Age of Conan’ın gelişim sürecinde geldiği evreler. Konsept resimleri, ve 80 level oyuncular için özel tasarlanmış, dungeonları analatan videolar var. Son DVD ise 25 parçalık oyunun enfes müziklerini içeriyor. Ayrıca oyun sırasında /claim komutunu kullanıp, tüm tavernalarda bedava içki veren pelerin ile, belirli bir level’e kadar, öldürülen düşmanlardan daha fazla XP alınmasını sağlayan, yüzüğe ulaşılıyor…

    Uzun süren bir yükleme aşamasından ve 1 GB'a yakın bir patch macerasından sonra, nihayet oyun başlıyor. Bizi ilk karşılayan şey, Kral Conan’ın taht odasında geçen kaliteli bir video. Oyunun ana konusunun anlatıldığı bu videoda en çok dikkat çeken ise Conan’ın modellemesi. Genel olarak çizimlere ve kitaptaki tasvirlerine benziyor. Ancak bundan fazla ilgimi çeken ise, Conan’ın üzerindeki sayısız kesik yarası oldu. Tüm ömrü savaşlarla geçmesine rağmen, genelde çizgi roman ve çizimlerde Conan sağlam gösterilir. Ancak burada gerçeğe uygun halde tasvir edilmiş. Aqulonia’ın dört bir yanı düşmanlar tarafından kuşatılmış halde. Ancak Conan’ın emrinde yeterli adam yok. Bu krizden kurtulmak için Kral Conan tam kendine yakışır bir karar veriyor. Eli silah tutan ve işe yarar herkesi toplayıp, düşmana karşı savaşmak gerektiğini düşünüyor. Tabii ki bu işe yarar kişi grubu ise biz oyuncular oluyoruz. Video bittikten sonra login olup, ana menüye geçiyoruz. Sağ taraftaki serverlardan birisi seçildikten sonra, sol taraftan karakter yaratılmaya başlanıyor.

    Age of Conan’ın karakter yaratma ekranı bir mmporg’a göre gayet detaylı. Önce karakterimizin cinsiyetini seçiyoruz. Daha sonra ise her iki cins için verilmiş onlarca farklı tip kombinasyonları seçebiliyor. Sert, yumuşak, yaşlı, yorgun gibi yüz seçenekleri var. Her biri gayret detaylı modellenmiş. Zaten oyunun istediği yüksek sistem sayesinde bu anlaşılıyor. Kadınlar için, makyajın türü ve miktarı erkekler için ise onlarca sakal ve bıyık türü var. Özellikle, Türklere has pala bıyık ve sarkık bıyık benim hoşuma gitti.

    Karakterin oyunda kullanacağı ses, boyu ve vücut yapısı gibi detaylar da buradan ayarlanabiliyor. Daha sonra ise, göz rengi saç modelleri ve renkleri de seçiliyor. Yüz boyası, yaralar, kılıç ya da vahşi hayvan izler, dövmeler gibi aksesuarlarda karakter yaratma ekranında mevcut. Bir de bana bu kadar detay yetmez diyenler için, ‘Gelişmiş Detaylar’ bölümü var. Burada karakterin yüzündeki, gözlerinin kısıklığı, burun büyüklüğü, dudakları gibi her türlü detay ayarlanabiliyor. Biraz uğraşıldıktan sonra, kendinize en uygun tipi seçebilirsiniz. Kadınlarda ise, bacak kalınlığı, bel genişliği, göğüs büyüklüğü, karnın boyutu gibi birçok detay var. Her ne kadar karşılaştırmak uygun olmasa da, Funcom’un özellikle World of Warcraft’ın eksikliklerini araştırıp, onlar üzerinde çalıştığı daha bu ekrandan belli oluyor. Özellikle diğer dikkat çeken, bu tamamlama çalışmalarını ise yazının ilerleyen bölümlerinde dikkat çekeceğim...

    Oyunda seçile bilir üç ırk var. Bunları kısaca özetlemek gerekirse...

    The Aquilonians: Conan tarafından yönetebiliyorlar. Her ne kadar din konusunda serbest olsalar da genelde bu topraklarda Mitra inancı vardır. Mitra Hiborya’daki en barışsever ve kullarını mutlu etmeye çalışan tanrıdır. Akilonyalılar büyük şehirlere ve medeni bir kültüre sahiptir. Ancak bu ufak detaylar onların savaşçı ruhlarına gölge düşürmez. Doğuştan Soldier (Asker) sınıfına yeteneklidirler. Oyunda seçebildikleri sınıflar ise, Tüm Soldiler Class’lar ve Priestler arasında ise Mitra Rahipleri.

    The Cimmerian ( Kimmaryalı) Kuzeydeki dağlarda yaşayan bu ırk bağımsızlığına düşkünlüğüyle tanınır. Tarih boyunca kendilerini boyunduruk altına almaya çalışanları, pişman etmişlerdir. Savaşçı ve acımasız tanrı Crom’a taparlar. Crom’un onlardan istediği, güçlü birer savaşçı olmaları ve her daim işlerini kendileri görmeleridir. Kimmerya’nın zorla hayat koşulları sayesinde, ufak yaşta hayata atılan bu insanlar, doğuştan savaşçı ve izci özelliklerine sahiptir. Tüm yeteneklerine karşın, Conan’ın ırkdaşları medeniyetten nasiplerini almamışlardır. Irklarına büyü yasak olduğu için Mage olamazlar. Her türlü Soldier Class’ını seçebilirler. Bear Shaman olabilirler ya da bir Rogue olarak Ranger ve Barbarian olma şansları vardır.

    The Stygian: Kadim ve büyü üzerinde doğuştan yetenekli bir ırk. Karanlık tanrı Set’e taparlar. Onun için insan kurban ettikleri de olmuştur. Bu ırkın güçlü büyücüleri Conan’ın başına her zaman bela olmuştur. Yine de bu zor savaş durumunda onlarında yardımına başvurabilir. Yılan tanrının emriyle, Stygian’lar rahip ve büyücü sınıfı üzerine yoğunlaşmıştır. Priest olarak Tempest of the Set’i seçebilirler. Büyücü olarak tüm yollar onlara açıktır, Necromancer, Horalds of Xotli ve Demonologits seçebildikleri Mage classlarıdır. Rogue olarak ise Assassin ve Ranger olurlar.

    [​IMG]

    Yaratma ekranın arka planı bir gemi olarak tasarlanmış. Oyundaki yaşamımız burada başlıyor. Erkek karakterler, kürek çeken esirlerken, kadınlar ise harem kısmında bulunan köleler. Çıkan bir fırtınayla gemi alabora oluyor. Yaratığımız karakter ise ufak bir boğulma deneyiminin sonucunda kıyıda kendine geliyor. Burada Conan hikayelerinden tanınan.Rahip Kalanthes tarafından uyandırılıyoruz. Bize bulunduğumuz adanın genel durumunu anlatıyor. Oyundaki ilk 20 level için durağımız, özel eğitim bölümü Tortage. Kısaca burada, hem oyunu öğrenirken hem de Age of Conan’ın genel anlamda bize sunacaklarını tecrübe ediyoruz. Bu kısım biraz daha oyunun single player özelliklerini ön plana çıkartıyor. İlk önce dikkat çeken unsur NPC’lerle diyalog kurabilmemiz. Bu önemli bir özellik, yaratığımız karaktere daha fazla kişilik sunmamızı sağlıyor. Ayrıca oyuna katılımımız da artıyor. Ancak bu özellik orta derecede İngilizce bilmeyenler için, bazen kabus olacak. Oyunun ilerleyen levellerinde karakter diyalogları önemli yer tutuyor. Eğer her önüne gelen karakterle ters konuşup, bela ararsak, cidden buluyoruz. Ancak düzgün konuşup daha yardım sever bir oynanış tarzı kullanırsak, quest yapmak kolaylaşıyor. Oyunun 18 yaş sınırı olması, ve Hiborya’nın vahşi topraklarında olduğumuz için, NPC’lerle diyaloglarımız da tehditler ve küfürler de yer almış...

    Peki Funcom’un çok iddialı olduğu dövüş sistemi nasıl olmuş? İlk bakışta farklılığı hemen dikkat çekiyor. Bilgisayara aktarılmış RPG’ler her ne kadar grafiklerle süslenmiş de olsa, masaüstü RPG’lerin temel kurallarını sürdürmeye devam ederler. Yani dövüşlerde klasik zar atma usulü vardır. Oyuncu rakibine vururken, bilgisayar zar atar ve çıkan sonuca göre damage değerlerini oyuna yansıtır. Age of Conan öncellikle, oyuncuları bu atmosferden kurtarmaya çalışmış. Bunun için ise, 1-2-3 tuşlarıyla etkinleşen dövüş hareketleri geliştirilmiş. Rakibe, soldan, sağdan ve ortadan vurulabiliyor. Dövüş moduna oyun direk kendisi geçmiyor. Rakibe tıkladıktan sonra, bu üç tuşu kullanıp vuruyoruz. Eğer biz tuşlara basmazsak, karakterimiz rakibe vurmuyor. Buradaki amaç tabii ki, oyuncuların dövüşe kendilerini daha çok kaptırmaları ve etkileşeme geçmeleri. Rakibin üzerinde, zırhının güçlü noktalarını gösteren ok işaretleri çıkıyor. Eğer sol tarafta ve ortada koruması daha fazlaysa, sağdan hamle yapıldığı zaman, düşmanlar daha çok darbe alıyorlar. Bu şekilde, teke tek kılıç dövüşlerinin temel prensipleri oyuna aktarılmış. Dövüşler Hiborya’ya yakışır şekilde, kanlı ve şiddetli olmuş. Dövüş sistemin yeniliği ise combo sistemi. Oyunun şiddeti bu sistemle kat be kat artıyor. Level atladıkça kendi kendine gelişen bu combolar, dövüş sırasında rakibe daha fazla damage verdiği gibi, bitirici vuruş olarak da kullanılıyor. Doğru sırayla yapılan kombolar, class’ın özelliklerine göre, rakibe en acılı ölümü veriyor. Kılıç ile kafa kesme, bıçak ile gırtlak parçalama, kalp sökme, vücut organlarını kesme sadece birkaç basit örnek. Dövüşlerdeki bu şiddet dozu sayesinde, Conan hikayelerine has vahşeti birebir yaşamış oldum. Özellikle Conan’la haşır neşir olanlar bu sistemi çok sevecekler. Bir çok rakibinin aksine Age of Conan kandan fedakarlık yapmamış. Dövüşler sırasında, vücut parçaları kopuyor ve etraf kan gölüne dönüyor. Bitirici vuruşlar yapılınca ise, sıçrayan kanlar ekrana yapışıyor. Oyuncunun şiddetti yaşaması için her şey yapılmış. Dövüş sistemine alışmak biraz zor olsa da, konu aldığı dünyanın ruhunu yansıtıyor...

    Karakterin giydiği kıyafetler ve kullandığı silahların ise yer yer hataları olsa da çok detaylı modellenmiş. Karaktere zoomladıkça, kıyafetlerin detayları da artıyor. Kıyafet tasarımları, çoğunlukla çizgi romanlar ve diğer görsel Conan materyalleri referans alınarak yaratılmış. Irklar ve classlar, kültürlerini yansıtacak kıyafet türlerini giyebiliyor. Giysilerin, verdiği özellikler ise combo ve damageları artırıcı şekilde ayarlanmış.

    Gelelim oyunun harita sistemine. Harita konusunda oyunda ilginç bir sistem uygulanmış. Lag ve yoğunluk sorununu çözmek için geliştirilen bu sistem şu şekilde çalışıyor. Bir bölgede yoğunluk varsa, oyun sıfırdan yeni bir harita yaratıyor ve oyuncular buraya geçiyor. Ancak arkadaşlarıyla aynı bölgede oynamak isteyen oyuncular için sorun yaratmış. Her ne kadar haritanın üzerinden bölgeler ayarlanabilse de, şimdilik vaat ettiği şeyleri tam olarak yerine getiremiyor. Bunun dışında oyunun harita sisteminin parça parça olması hemen dikkat çekiyor. Özellikle World of Warcraft’da olduğu gibi, bir şehirden çıkıp, yürü yürüye tüm dünyayı dolaşmak imkansız. Bir şehirdeyken bir eve girdiğiniz, hemen ufak bir yükleme ekranı çıkıyor. Bittiği zaman ise bu mekanın içindeyiz. Bunun nedeni ise açık, oyunun sahip olduğu fazla gelişmiş grafikler, yukarıda bahsettiğim bölge sistemi, oynanışa bu tarz sınırlar getirmiş. Bunların yüklemesini yapmak için, bu ekranlar şart olmuş. İlerleyen zamanlar da buna çare gelir mi bilemem ama, Age of Conan dövüş sistemindeki yaratıcılık ve gerçekliği, harita sisteminde yansıtamamış. Ancak bu göze batan ufak bir ayrıntı.

    Şehirlerin tasarımı ise bulunan bölgenin kültürünü yansıtıyor. Hiborya bela dolu ve tehlikeli bir yer. Şehirlerde korumalar, hırsızlar, yerine göre korsanlar dolaşıyor. Bunlara bulaşmamak için dikkatli olmak lazım. Grup halinde dolaşmakta başka bir çözüm. Etrafta dolaşan belalı NPC’lerle dalaşınca, hemen arkadaşları yardıma geliyor. Ne olduğunu anlamadan, oyuncu kendini bir bar ya da sokak kavgasının ortasında buluyor. Rol yapma açısında ortam güzel yansıtılmış. Ancak bazı buglardan dolayı, şehirlerde duvar kenarları ve iskele altları gibi yerlerde yönettiğimiz karakter takılabiliyor. Mini map sistemimde ise ilginç yenilikler gelmiş. MMPORG’lardan alışık olunduğu üzere, etraftaki, NPC’ler Quest verenler ve Vendorlar mini map üzerinde gözüküyor. Oyunun getirdiği yenilik ise daha çok questleri kolaylaştırmak üzerine. Bir quest alındığı zaman, haritada onun yapılacağı yer beliriyor. Böylece arayıp bulmaya gerek kalmadan, o yöne doğru gidip quest rahatça yapılıyor. İyi yanı insanı uğraştırmıyor, kötü yanı ise daha çok araştırma ve macerayı sevenler için bu imkan ellerinden alınmış olması...

    [​IMG]

    Tavernalar ve barlar oyunda büyük yer kaplıyor. RPG gereği, burası bir çok görevin başlangıç noktası. Ayrıca güzelleşmek isteyen oyuncular burada bol bol içebiliyorlar. Karşı cinsteki NPC karakterlerle etkileşime geçmek mümkün. NPC’leri dövdükçe, altın diş gibi ganimetler düşüyor. Hoş ve güzel bir ayrıntı. Bu ganimetleri etraftaki vendorlara satmak mümkün. Daha değerli eşyalar ise, açık artırma yolluyla satılıyor. Şehirlerde bulunan açık artırmacılara silahlar verildikten sonra, oyuncu bunlara bir fiyat biçiyor. Eşyalar satılırsa, oyuncuya haber geliyor. Tekrar aynı açık artırma yapan vendora gidip, kazanılan para rahat rahat alınıyor. Kolay pratik bir açık artırma sistemi.Ancak kurallara ve bazı değişikliklere ihtiyacı var.

    Age of Conan’ın sunduğu Single ve Multiplayer özellikleri görevlerin daha rahat yapılması için yaratılmış. Başta garip gelse de alışınca sorun kalmıyor. Özellikle ana hikayeyi anlatan görevleri single player’da yapılabiliyor. Etrafta questinize karışan oyuncular olmadan, rahat rahat görevinizi yapabiliyorsunuz. Artılar olduğu kadar normal MMPORG kurallarına alışık olanlar için eksileri de var. Oyun özellikle rol yapma unsurlarını ön planda tuttuğu için Rogue sınıfına bağlı oyuncular içinde özellikler getirilmiş. Rogue’ların gündüzleyin şehirlerde dolaşması pek akıl karı değil. Geceleyin ya da single player modunda şehirlerde dolaşıp, rahat rahat hırsızlık yapabilirler…

    Lootlama sistemi ise şu şekilde işliyor. Bir NPC ile dövüşürken, diğer oyuncuların ona saldırma hakkı var. Ancak oyun lootları onlar için kilitli gösteriyor. Düşmanı yenince, yere çanta düşürüyor. NPC’lerin üzerini aramak yerine, bu çanta yada sandıkların içini açıp lootlama yapılıyor. Oyunun dövüş sistemi, çok dövüşleri desteklediği için, genelde etrafta birden fazla çanta bulunuyor. Ancak ekranın altında bulunan kısa yol tuşuna tıklanınca, bu çantaların hepsi lootlanabiliyor. Belirli bir süre açılmayan yada oyuncunun, beğenmeyip bıraktığı lootlar, diğer oyunculara açık hale geliyor. Lootlama sisteminin en rahatsız edici yanı, sahip olduğumuz kısıtlı bag alanı. Etrafta dolaşıp hemen her şeyi alamıyoruz. Bulduğumuz ya da satın aldığımız bazı yiyecekler ise buff özelliği verilmiş.

    Quest sistemi genelde, şunu döv, bunu soy, bundan şu kadar toplama, şu adamın kafasını kır şeklinde ilerliyor. Ancak oyunun esas desteklediği şey, çoklu oyuncular ve kullanıcılar arası savaş olduğu için bu gayet normal. Hiborya tehlikeli bir dünya, burada hayata kalmak için mutlaka sıkı dostlara ya da bir guilde ihtiyacınız var. Zaten oyun sistemi de bunu destekliyor. Biriyle gruba girmek çok kolay. Başka bir oyuncunun yanına gidince, alta onunla etkileşeme girmek için kısa yollar çıkıyor. Konuşmak, arkadaş listesine eklemek ve gruba girmek kısa yollarla kolay hale getirilmiş. Guild ve grup bulmak için ise oyunun özel bir arayüzü var. Burada ilgili formlar doldurulduktan sonra, arayüz oyuncular arası iletişimi sağlıyor. Tabii yine şehrin ortasına gidip, guild ve grup arıyorum demekte bir seçenek. Oyunun PvP sisteminin bire birden başlayıp, guildler arası savaşa giden bir düzeni var. Guildler kendilerine bölge satın alabiliyor burayı istedikleri gibi döşeyebiliyorlar. Aynı şekilde oyuncular, kendilerine mancınık ve koç başı gibi silahlar yapabiliyor. Bu sayede guildler arasında devasa savaşlar yaşanıyor. Ne de olsa savaş zamanı. Bire bir PvP’lerde ise her ırkın ve class’ın kendine has özellikleri ön planda. Bu artılar ve eksiler savaş becerisiyle birlikte PVP sistemini oluşturuyor. Bir taraf gizlenirken, diğer taraf ise gizlenenleri görebilme özelliğine sahip. Hiborya tekin yer değil o yüzden PVP Serverlarında dikkat etmek lazım. Özellikle oyunda bulunan PVP-RP Serverlarında daha da dikkatli olmak gerekli. Oyuncular o çağı yaşamak için, daha da vahşi olacaklardır. Hem NPC’lerle hem de oyuncularla uğraşmak zor olacak. Ancak PVP sistemi hala gelişme aşamasında ve yer yer büyük eksikliklere sahip…

    Oyunun Level sistemi ise şu şekilde işliyor. Klasik olarak dövülen her NPC ve yapılan her quest XP yani tecrübe puanları veriyor. Bu puanlar biriktikçe olgunlaşıp karakterimiz Level atlıyor. Oyundaki kombolar ve büyüler, sistem tarafından otomatik olarak veriliyor. Oyuncuya tek kalan şey bunları kısa yollara atamak. Kısa yolları daha da etkili kırmak için, bunların bulunduğu çubukları da değiştiren kısa yollar geliştirilmiş. Level atladıkça skill puanları ve Feat geliştirme şansımız oluyor. Skileri geliştirdiğimi karakterin özelliğine göre veriyoruz. Mesela bir savaşçı karakter için, dayanıklılık ve güç önemliyken, Roguler için, tırmanma ve hızlı hareket etme daha faydalı. Bol kaseden dağıtabileceğimiz skill puanları var. Featler ise her level için bir tane. Kombolara yatırım yapacağımız Featler olduğu gibi, karakterin gücünü geliştirenler de var. Oyunun Level sınırı 80. Zaten 20’ye kadar eğitimle geçiyor, esas eğlence 50. Levelden sonra başlıyor. 80 Level olanlar için ise, özel Dungeonlar ve savaşlar var. Halk arasındaki diliyle Harvester olanlar için ise bir sisten geliştirilmiş. Daha çok özendirici yanı olan sistem her gün için 10 öldürme limitine sahip. 10 tane bos öldürünce, oyun daha fazla XP puanı veriyor. Ancak sistem, minion ve düşük NPC’lerde çalışmıyor. 3



    Age of Conan’ın Hiborya çağına uygun bir binek sistemi var. Üstelik bu binek sistemi, dövüşlere ve PVP sistemine de uygun hale getirilmiş. Oyuncular at, deve, katil gergedan ve savaş mamutu kullanılan binekler. Bu bineklerin savaşlarda bir birlerine karşı artı ve eksileri var. At ve Deve daha çevik ve hızlı dövüş sunarken, mamut ile gergedan, daha çok yıkıcı özelliklere sahip.
    Grafikler ve sesler Age of Conan’ın en büyük artıları. Ancak yine grafikler oyunun en büyük eksisini de sağlıyor. Bir çok MMPORG’un aksine AoC yüksek bir sistem istiyor. Bu da onun her türlü oyuncuya hitap etmesini engelliyor. Gerçi son sürümü hazırlanırken, pazarlama hamlesi olarak, açıklanan sistem özelliklerinin altında da çalışacak hale getirildi. Ancak oyun hala düşük sistemlerde rahat çalışamıyor. Görkemleri grafikleri değil de oyunu yaşamak isteyenler, hala rahat bir nefes alamadılar. Öte yandan oyunun Directx 10 desteği de hala hazır değil. Sesler grafiklerin detayları altında ezilmiyor. Onları tamamlayan bir araç olmuş. Dövüşlerdeki sesler, NPC’lerin profesyonel dublajları ve müzikler insanı büyülüyor. Dövüşlerde ki savaş çığlıkları, ayrıca rakibin vücudunu keserken çıkan sesler gayet gerçekçi.

    Kısacası, Age of Conan: Hyborian Adventure, yanlış pazarlama taktikleri yüzünden bir çok şey kaybediyor. Yapımcılar üst üste gelen, erteleme haberlerinin yarattığı, olumsuz tepkileri silmek için, oyunu ön sürüm olarak piyasaya sürdü. Ancak her yerde karşılaşılan buglar, grafik hataları, tam oturmamış oyun sistemi, oyuncuları deli edebiliyor. Ancak Funcom teknik destek servisi, oyunun gelişimi ve hataların giderilmesi konusunda çok titiz davranıyor. Daha şimdiden 1 gb'a yakın patchler sürüsü yayınlandı. Oyuna başladığım andan bugüne kadar, geçen kısa sürede bile oyunda bir çok değişiklik yapıldı. Yapımcılar, oyuncuların desteğiyle, hataların düzeltileceğini ve yazın büyük yenilikler getireceğini vaat ediyor. Age of Conan bu haliyle, müthiş potansiyele sahip, tüm zorlukların üstesinden gelecek gibi duruyor ancak, ne olacağı belli de olmaz. Eğer Conan’ı seviyorsanız, Hiborya ortamında kılıç sallamak en büyük hayalinizse bu oyun tam size göre. Ancak MMPORG sever olarak, yeni heyecanlar arayışındasınız bu oyuna olan tahammülünüz sizin sabrınızın sınırları kadar olacaktır. her şeye rağmen, Age of Conan tüm rakiplerini sandallı ayakları altında ezemese de, kendine has dövüş ve savaş sistemi sayesinde, en iyi online RPG’lerden bir tanesi.
     

Bu Sayfayı Paylaş